TIM BURTON / BÜYÜK GÖZLER

“Sence kafayı mı üşüttüm?”

“Korkarım öyle.

Delisin, üşütüksün, aklını kaçırmışsın

ama sana bir sır vereyim mi,

en iyi insanların hepsi öyledir!”

Alice Harikalar Diyarında, 2010, Tim Burton

 

Alice’in uykuya dalıp tavşanı izlediği günlerden çok sonradır, artık evlenme çağı gelmiş, hali vakti yerinde bir Lord’dan gelecek teklifle, belki de ondan daha iyisini bulamayacağı ömründe, erkeğinin gölgesini sırtına bir şal olarak alıp geleceğini garanti altına alacaktır.

 

Yirmili yaşlarındaki Alice’in beyaz tavşanı takip ettiği film, olmazsa olmaz başrol oyuncuları, fantastik karakterleri, düşsel, gerilim dolu, olağanüstü hayal gücü ve gotik sahneleriyle hemen tanıdığımız sürrealist bir yönetmen olan Tim Burton’a ait. Son filmi “Büyük Gözler”deyse ne zombiler ne de hayaletler var. Film, gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanmış. 1950’lerin Amerika’sında eşinden ayrılıp yeni bir hayata başlamaya çalışan Margaret Ulbrich ve sonradan onun resimlerini sahiplenerek ünlenmeye çalışan kocası Walter Keanu’nin hikayesi.

 

Yönetmen Tim Burton yapımını, “Bu bir anlamda garip bir korku filmi, bir aşk hikayesi, komedi ve nasıl desem, ilişkiler hakkında bir yapım oldu,” diyerek tanımlarken kurgudan daha “fantastik bir gerçek” oluşunun da bu filmi çekmesine sebep olduğunu belirtiyor.

 

“Soysuzlar Çetesi”nde Albay Hans Landa karakteri ile birçok ödüle sahip olan Christopher Waltz’un, Büyük Gözler’de sevimli, çapkın karakterinden bir anda acımasız kocaya dönüşen Joker’i hatırlatan tiplemesiyle filmin seyredilmesinde büyük katkısı olduğunu yönetmen de sözlerine ekliyor.

 

Margaret Keanu’nin filmden sonra titrek sesiyle verdiği röportajda, çok hızlı gelişen evliliğinde eşinin kendi resimlerine sahip çıkışını, eve kilitlenişini ve saat başı aranarak kontrol edildiğini anlatırken gözlerinde hala o korkuyu görebiliyoruz. Amy Adams’ın sulu iri gözleriyle filme aktardığı karakter gerçek hayatta yaşadıklarını bize anlatmakta başarılı oluyor.

 

Pop-art sanatının öncülerinden kabul edilen, 2014’de iki eseri yüz elli milyon doların üzerinde alıcı bulan Andy Warhol’un “Bence Keane müthiş işler çıkardı, iyi olduğu kesin. Kötü olsalardı bu kadar insan beğenmezdi,” diye tanımladığı iri gözlü bebek resimleri filmin girişinde seyirciyi karşılıyor. Kimilerinin “sanat” kimilerinin “kitsch” olarak tanımladığı eserler, ilerleyen dakikalarda Walter Keanu tarafından ticari bir kazanca dönüştürülür.

 

“Kadınların evi terk edişinin henüz moda olmadığı bir dönem” diyerek filmi anlatmaya başlayan gazetecinin altmışlı yılların karı-koca ilişkileri, meslekleri, olayları, insanların bakış açıları hakkında da fikir vermektedir. Patricia Arquette’in 2015 Akademi Ödülünü alırken erkeklerle “eşit ücret” talebi bize batıda kadın hakları konusunda atılacak adımların olduğunu gösteriyor. Ortak yazdıkları kitaba adı konmayan Aliye, aynı okuldan mezun oldukları halde sen ne iş yapacaksın ki diyerek çalışmasına izin verilmeyen Sema, evimin kadını çocuklarımın anası ol diyerek sıkı bir ev hapsi yaşatılan Ayşe... Margaret’ler çok da uzağımızda yaşamıyor...

 

Burton, filmlerinin çoğunda İncil’den ayetler vermekten çekinmez, dinleri/inançları doğrudan yargılamak yerine semboller üzerinden ironik bir şekilde sunmayı tercih eder. Yarattığı fantastik karakterler çoğunlukla zombi görünüşleriyle halkın batıl inançlarını da eleştirdiği birer araçtır.

 

Hayalet Sürücü filminde cinayeti bilimsel yöntemlerle çözeceğini söyleyen komiserin, dönemine göre ileri teknikteki aletleriyle yaptığı garip incelemeler sonucu halkın batıl inançlarından farklı bir fikre ulaşamaması da yönetmenin bilimle inceden alay edişidir. Filmde pek çok sembol ve sahne ile kilisenin toplumu kontrol etme yöntemlerine de vurgu yapılır.

 

Büyük Gözler filminde ise sanatın tanımı, sanatçının tanınması daha da önemlisi bunların halka aktarılmasında etkili eleştirmenlerle gizliden dalga geçişi belki bu yüzdendir. Yönetmen nerede hangi alanda olursa olsun bir “Ruhban Sınıfına” karşı çıkmaktadır. Aynı evde yaşadığı ebeveynlerinin çalışma odasına girmeyen çocuk ve mahremiyet algısı ise ayrıca tartışılabilecek geniş bir konudur.

 

Burton’ın 88 yapımı “Beter Böcek” filminde öteki dünyaya gitmek için bürokratik ayrıntıları bekleyen ölü evli çiftin yaşadıkları evin modernize edilişine karşı duruşlarıyla içine düştükleri durum komedi, fantazi, gerilim unsurları harmanlanarak verilmiştir. Eve taşınan yeni ailenin bırakın hayaletlerden korkmayı onları ticari bir avantaja dönüştürmeye çalışmaları olayları daha da karışık bir hale getirir. Walter’ın resimlerden çok afişlerden, kartpostallardan para kazanması da benzer bir durumdur aslında. Margaret’in “İnsanlar resimleri kendileri etkilendikleri için satın alırlar” sözüne karşılık Walter’ın “Ah hayır canım, doğru yerde bulunan resim satılır” diyerek sanatın bir pazarlama işi olduğunu kastetmesi de buradaki Amerikan ailesinin hayaletleri bir kazanç fırsatına dönüştürmesiyle eş anlamlıdır.

 

Amerikan rüyası, iş adamları, modern-gelenek çatışmasına değindiği kadar dini öğelerle/sembollerle bilim-din arasında gerilim oluşturarak izleyiciye sunmayı sever Tim Burton. Abraham Lincoln ve Vampir Avcısı filminde köleliğe farklı bir bakış açısı getiriyor görünse de Mısır piramitlerini yapan Yahudilerden, İsa’nın çarmıha gerilişine kadar insanlığın çektiği acıları karanlık bir mizansenle sunmakta, filmin neredeyse tamamında dinsel bir zemin oluşturmaktadır. Köleliğe karşı bir duruş gibi görünen film aslında özgürlük üzerine de düşünme fırsatı vermekte, günümüz Amerika’sında polis şiddetine uğrayan siyah halka yapılan ayrımcılığı hatırlatmaktadır.

 

Burton’ın erkek karakterleri asosyalliklerinin arkasında farklı, fantastik, meraklı ve aslında çılgın tiplerdir. Aradıkları sadece sevgi ve huzur olan bu adamların gerçek kişiliklerini çoğunlukla bir aşkın ya da bir çocuğun saf sevgisinde buluruz. Elbetteki bu adamların gerçekliklerini ortaya çıkaran kadın tiplerinin de normal olduğunu söyleyemeyiz, kimi zaman ölü bir gelin kimi zaman maymun bir kadındır karşımıza çıkan. Saflıkları, sakarlıkları kadar, kural tanımaz çılgın karakterleriyle Burton’un kadınlarıdır onlar. Helena Bonham Carter da Burton’un vazgeçemediği kadın oyunculardan biridir. Harikalar dünyasındaki Kırmızı Kraliçe’den tutun da öldürdükleri insanların etinden muhteşem hamburgerler yapan Mrs. Lovett’a, Çarli’nin iyiliksever annesinden Ed Bloom’un sevgilisi The Witch karakterine farklı yorumlarını katmıştır. Bu yorumların hepsinde başarılı olduğunu söylemek ise doğru olmaz.

 

Modern zamanlarda vampirler ve kurt adamlar moda olmadan önce Burton filmlerine bu karakterleri almaktan çekinmemiş, hatta her filminde kahramanlarını bir şekilde fantastik öğelerle süslemeyi bilmiştir. Yer altı, yer üstü, doğa üstü yaratıklarla bizi karşılaştırırken, yüzlerine bakamayacağımız tuhaf yaratıklara dansla, müzikle, espriyle yaklaşabilmemizi hatta onları sevmemizi sağlamaktadır.

 

Holywood’un film satışı için gerekli öğelerini Burton da kullanır. Aşk hikayesi, aksiyon, kötü adam, iyi adam... Mutlu sona ulaşmaktan ziyade o yolu/yolculuğu bize fantastik bir şekilde yansıtması yönetmenin en önemli başarısıdır. Kendine ait olmayan hikayeleri bu yolculukta değiştirir, dönüştürür, sonunda bu bir “Burton filmidir” diyeceğimiz hale getirir. Burton’ı sevenler ve sevmeyenler vardır, kimileri onu takdir eder kimileri görmezden gelir. ∎

Eser Sahibi:
Website:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *