NESRİN’İN ÖLDÜĞÜNÜ SANDIĞI ALİ’Yİ GÖRDÜĞÜ ZAMAN SÖYLEDİĞİDİR

nereye gitmiş olabilir?

peşinden koşuyordum öfkeyle

bir aynayı kırmak için atılıyordum

bana adımla seslendi

 

yıllardır susan bir ağız

dudaklarımı öpen bir ağız

nefesimi kesen bir ağız

işte tamam oldu yerinde

o kaş, o göz, o eda

bir mahvedici olarak geldi

sırra kadem bastığı şehrin içinde

sahibi olduğu köleye seslendi

 

ali, bir atın üstünde

ali’yi gördüm

uyandığı şehrin bilinmez köşesinden

kalktı geldi

 

meğer ben, çelik ağlarla örülmüş

bir kafesin içindeymişim

kahreden bir akıldır işte

akıldan üstünü çıktı geldi

 

eski efendin, seni kaybeden.

bak, ete kemiğe

lezzete letafete bürünmüş

çıktı geldi

 

nasıl da bastı göğsüne,

nefesini aldı, betin benzin attı

ölüm, işte böyle bir andır

belki seni alıkoyan heveslerin peşinden

mıh gibi, ait olan efendiye çeken

bir mesafe nasıl uzar ve

genişler, artar sonra yeniden?

nasıl kimseye haber vermeden azalmış

azalmış, iki yayın arası kadar olmuş?

 

perişan etti

tuttu başımdan kopardı attı

canımı aldı benim

meğer canım onunmuş

orada kaldım, dizlerinin dibinde

 

şu gözler ne gördü, ne yaşadı?

döktü mü haklılığını, gururunu?

affetmeyen akıl düştü mü secdeye?

 

gönül! ah gönül!

sensin şimdi burada olan ve

bana ‘gitme kal’ diyen

‘oraya gitme’ diyen, ‘öteye gitme’ diyen

 

beni pul pul döktükten sonra

son nefesime yetiştin

senin bu nefes

senin olanı almaya geldin

nasıl da aldatıcısın!

köpekleri tekmeleyen ayaklarını

öpen ben mi olacağım?

 

bir kehribara sıkıştım

esiri oldum isminden ibaret bir cismin

beni yazdığın kâğıdı çıkartıp bir daha yırt

yoksa geçmeyecek bu yangın

 

göğsümde yanmaktan

bak adın çıkmıyor ağzımdan

dudaklarım senin ismine uzandı

kuşların kanatları oldu, uçtu gitti

kalmadı kırık dökük çer çöpten başka

nasıl dur dersin bana?

nasıl ismimi anarsın, nasıl seslenirsin?

gitmeyeyim, kalayım diye, öyle mi?

 

delilerin aklı gidince dönmez geri

gönül bir kabın içinde sunar dudaklara o aklı

öyle hızlı sunar ki, kimse anlamaz yokluğunu

geri döner, seni tavafını tamamlayıp

 

gidiyordum koşarak

ben nereden bileyim önünden geçmişim

unutmuştun beni

sıranın gözünde unutulmuş bir defter gibi

kıymetsiz, kaybolmasından eksilmeyecek

bir istemeyle

 

istemek, beni görmeyi istemek

alıkoymak, sesini yükseltip alıkoymak

ne iyi ettin, burada oldun

ben meğer bir çukura düşecekmişim

sen tuttun

 

bilmedin, ben de bilmedim

aklım başımdan gitmişti

sende kalan kalbimi aldın

getirdin bana geri

 

bu sözlerim seni incitmesin

kuşların yuvasında

onlar gidince geride kalan boşluğun

neye benzediğini bilir misin?

 

senin gözlerin bana yıllardır

böyle bakmayıp şimdi burada

yırtacakken cevherin zarını, siper oldu

 

üstüme yağdın

çıktın geldin, bir ordu gibi

büsbütün fenalığımı göğsüne aldın

senin olan iyilikten biraz bana kattın

 

sen, melek soyu!

bu insana görünmenin ateşi neyse

yaksın beni yine, bir daha görün

 

yüzündeki perde neymiş böyle?

neymiş ağzımda kamaşan tat?

günlerin içinden yarılan bir an

sen geçtin, bana geldin  

ölüydün, dirildin

ah eden göğsümden bir dert aldın

beni boşluğa saldın

 

kanatları yolunan kuşlar nereye uçsun?

kapandı geçitler belli ki, örtüldü perdeler

eşyada bir iz kaldı

ruhun ruhumun yanında, sesin sesimde

nefesin nefesimde kaldı

sağ ol, alıkoydun, hem senden hem sensizlikten

 

Eser Sahibi:
Website:
0 Yorum Bulunmaktadır.

Yorum Yapın!

Gerekli tüm alanları lütfen doldurunuz. *